<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/plusone.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\x3d9123432221727993451\x26blogName\x3dBilgi+Seli\x26publishMode\x3dPUBLISH_MODE_BLOGSPOT\x26navbarType\x3dBLUE\x26layoutType\x3dCLASSIC\x26searchRoot\x3dhttp://bilgiseli.blogspot.com/search\x26blogLocale\x3dtr_TR\x26v\x3d2\x26homepageUrl\x3dhttp://bilgiseli.blogspot.com/\x26vt\x3d7293253217523931086', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

<$

Son yıllarda bilgi teknolojilerinin ve mobil iletişimin inanılmaz bir hızla gelişmesi, bizlerin hayatına kısa bir süre öncesine kadar tahmin edemeyeceğimiz yenilikler getirdi. Hatta artık öyle ki bilginin hızına yetişemiyoruz. Durup soluklanmaya bile vaktimiz yok. Son yıllardaki bu gelişmelerle birlikte hayatımızda daha önce olamaz dediğimiz, tahmin bile edemediğimiz yenilikler de yaşanıyor ve hayatımıza bambaşka dünyalar giriyor, örneğin "Sanal Dünya". Sanal dünyanın bize getirdiği yenilikler artık hayal sınırlarını zorluyor. Her geçen gün yeni bir web sitesi popüler oluyor ve size bambaşka hizmetler sunuyor. Artık neredeyse sanal âlemde bulamayacağınız bir şey yok. Kısacası “yok” diye bir şey yok burada. O zaman bu âlemdeki yeniliklerden ve son eğilimlerden hatta süresini tamamlamak üzere olan eğilimlerden bahsedelim.
1999 yılında kurulan Blogger'ın yepyeni bir pazar oluşturmasıyla başlayan popüler günlük anlayışı, Google’ın 2003’te Blogger’ı satın almasıyla ve onu dot-com krizinden çıkarmasıyla birlikte önü kesilemez bir trend oldu ve artık her geçen saniye kurulan 2 günlükle tahmin edilemeyecek bir hızla büyüyor. Hatta şirketler buradaki büyümenin ve etkileşimin farkına varmaya başladılar ve piyasaya sürdükleri ürünlerin artık bloglarını da yapıyorlar. Alanlarında çok tanınan yazarlar ve iş adamları kendi günlüklerini açıyorlar. Gelişmeler ve yenilikler, başka yenilikleri tetikliyor. "Ben tek başıma yazmaktansa toplu bir hareketin içinde olmak istiyorum" diyenler de komünite siteleri tercih ediyorlar. Pilli network üyesi siteler bunların en popüler olanları. Bu sayede hem yazarlar hem de okuyucular buradan para da kazanıyorlar. Bloglar artık başlı başına bir derya oldu ancak bu kadar blog arasından da sitenizin fark edilmesi başka bir sorun artık. Tabi bu umurunuzda olmayabilir de. Çünkü artık bu trend o kadar patladı ki fark edilmek imkansız bir hal alabilir. “Postmodern hayatın popüler günlük anlayışı” olarak tabir edilen blog siteleri artık internet servis sağlayıcıları için sıradan bir hizmet oldu. MSN’in MySpace’i, Google’ın Blogger’ı derken bu sitelerdeki kişileri birleştirmeyi amaçlayan MyBlogLog sitesini de Yahoo! satın almaya karar verdi. Bu adımdan sonra artık Bill Gates'in "dot-com balonunun tekrar şişmeye başladığı" ile ilgili yaptığı açıklamaya kişisel anlamda katılmamak mümkün değil. Zira YouTube'e ödenen para 'bir web sitesinin değeri o rakamı bulur mu' sorgusunu beraberinde getiriyor. Google'ın bu satın almayla birlikte değeri 130 milyar doları aştı. Ancak Google'ı artık sanal alemdeki Japonlar olarak nitelendirsek de yanlış bir hamle yapmış oldukları konuşulmakta ve eğer öyleyse bu onlara pahalıya mal olacak gibi görünüyor.
Blogları bir kenara bırakırsak –ki bırakmazsak çok daha uzayacak- sanal âlemde her geçen gün yepyeni siteler yepyeni içerikleriyle bizi şaşırtıyorlar ve eminim bunu yapmaya devam edecekler. Artık varlıkları herkesçe bilinen sitelerden de örnek verecek olursak herkes için bir site bulmak mümkün. “Ben İstanbul’u fethedemedim ama evreni fethedebilecek kadar güçlüyüm” diyorsanız size hodri meydan diyen rakiplerinizin beklediği O-Game, “ben bir video çektim, çok güzel oldu, ben artık ünlü olmak istiyorum” diyorsanız YouTube –bu siteyle ilgili daha söylenecek çok söz var aslında-, “günlük hayatım bana yetmiyor, ben istediklerimi yapamıyorum, başka bir hayat istiyorum” diyenler için ikinci bir hayat sunan SecondLife, “ben çok unutkan oldum, artık hiçbir şeyi aklımda tutamıyorum ve hareketli bir hayatım var” diyenler için BackPack, “ben dinliyorum, herkes de bilsin istiyorum” diyenler için LastFM, “bu siteyi kimse bilmiyor ama çok güzel, hemen herkese haber vereyim” diyen sabırsızlar için lezzetiyle ünlü Del.icio.us, “ben çok güzelim ve bunu dünya alem görmeli” ya da “aman tanrım bu ne manzara” ya da “bende sanatçı ruhu var, bilen yok” diyorsanız Flickr, ve tabiî ki “bilmiyorum, nereden öğrenebilirim?” diye sormadık yer bırakmayanlar için aslında ilk durak olması gereken özgür ruhların ansiklopedisi Wikipedia size hizmet vermekten büyük mutluluk duyacaktır. Bütün bu siteler zaten bildiğiniz ve hemen hemen her gün kullandığınız sitelerdi büyük ihtimalle. Ancak her geçen gün yenileri eklenmeye devam ediyor. Taklitleri asıllarını yaşatsa ve artık “sözlük” kelimesini herkes EkşiSözlük ile bir tutsa da sanal âlem duracak gibi değil. Beklediğim o ki birgün kimsenin sözlüğü ihtiyacı olmayacak, belki de birgün Matrix’in felsefesinde yattığı iddia edilen bilgisayar âlemindeki yaşam, sanal da olsa, gerçek olacak.

Etiketler:

p>

Yazar: <$Kudret Armanraquo; Yorumlar:

<$

Sonunda memleketimiz mucitleri icad ettikleri sonsuz enerji makinesiyle vatanımızı dış borç batağından kurtarmayı başaracaklar(!). Hürriyet Gazetesi'nin de manşetten verdiği
habere göre Erke adlı bir şirket "Erke Dönergeç" adını verdiği bir sonsuz enerji makinesi icat ettiğini açıkladı. Haberde anlatılana göre gizli tutulan bu icadın temelleri şu anki bilim literatüründe bulunmuyormuş ve uygun görülen bir zamanda insanlığa açıklanacakmış.
İsterseniz tarih boyunca farklı zamanlarda icad edildiği iddia edilen sonsuz enerji makinelerini bir gözden geçirelim sonra da bu son icad hakkında yorumumuzu yapalım. Tarihte bilinen ilk sonsuz enerji makinesi icatlarından biri 13 yüzyılda Fransız mimar Villard de Honnecourt tarafından gerçekleştirilmiş. Bir tekerin etrafına asılı olan çekiçlerden oluşan bu sistem, her zaman tekerin bir tarafında diğer tarafından fazla çekiç olacağı ve böylelikle sonsuza dek doneceği düşüncesiyle yapılmış. Daha ilerleyen zamanlarda Leonardo Da Vinci'nin de buna benzer dengeye gelmeyen tekerlekler üzerine çizimleri var. O zamanlardan bu zamana kadar da yüzlerce buna benzer iddia ortaya atılmış. Tüm listeyi burada bulabilirsiniz ama yakın tarihlerde olanlardan bazılarına bakacak olursak: 1996 yılında Stanley Meyer suyla çalışan araba yaptığını iddia etmiş. Hatta bazı yatırımcıları da buna ikna edip bir demostrasyon bile yapmış. Fakat daha sonra bu cihazın çalışmadığı anlaşılınca mahkeme tarafından yatırımcılara geri ödeme yapmaya mahkum edilmiş. Bir baska örnekte ise Michael J. Marshall adında bir mucit enerji kullanmayan bir elektromanyetik motor icat ettiği iddia etmiş. Hatta icadının 64 ülkeden teklif aldığını açıklamış. Daha sonra bu kişinin oto hırsızlığı ve dolandırıcılık suçundan 1998 yılında hapisten çıktığı ortaya çıkmış.
Bu konuyla ilgili o kadar çok örnek var ki saymakla bitmez. Bu örneklerin bazıları da patentli örnekler (Bir ürünün patent almış olması onun doğru çalıştığı anlamına gelmiyor). Genel olarak bakarsak, bu icatları yapanlar dünyanın enerji sorununa çözüm bulduklarını iddia ederek heyecanlı bir şekilde ortaya çıkıyorlar ama incelendiğinde yapılan icatların tamamının enerjinin korunumu kanunu ihlal ettiği ortaya çıkıyor. (Soldaki kadeh nasıl sonsuza kadar çalışmıyorsa onlar da çalışmıyorlar.)
Tıpkı onlar gibi bizim mucit şirketimiz de Türkiye'yi ve insanlığı kurtaracağını iddia ediyor ama icatlarını öğrenemediğimiz için nerede yanıldıklarını bilmiyoruz. Ama herhalde dünyada bu kadar cok generalin olduğu bir tanıtım yapan baska bir şirket ve böyle bir icada inanan bu kadar çok general yoktur. Eh bu da bizim katkımız olsun.

Etiketler:

p>

Yazar: <$mehmetraquo; Yorumlar:

<$

RFID teknolojisi sayesinde eşyalar üzerlerine monte edilebilen küçük bir yonga sayesinde uzaktan takip edilebiliyor. Yeni yaygınlaşan bu yongaların en önemli özelliği bir güç kaynağına (pil, batarya vs.) ihtiyaç duymamaları. Bu sayede gözle görülemeyecek kadar küçük olabiliyorlar.
Bu teknolojiyi bazı şirketler tedarik zinciri sistemlerinde hangi ürünün nerede bulunduğunu anlamak için kullanmaya başladılar. Mesela, Marks&Spencer kıyafetlerini, Avustralya Posta İdaresi ise taşıdığı mektupları RFID yongaları kullanarak takip edeceğini açıkladı.
RFID teknolojisinin daha eski versiyonu barkod teknolojisiydi, mesela Türkiye'deki kargo sirketleri gonderilerini üzerine barkod yapıştırarak takip ediyorlardı. RFID'nin avantajı ise barkod okuyucu gibi bir cihaz tarafından "görülmesine" gerek olmaması. Bu da şirketlerin işlerini daha hızlı yapmalarını sağlıyor. Ayrıca RFID yongalarının barkodlar gibi yıpranma tehlikesi de yok.
Bu teknolojiyle eşyaların yanısıra insanlar da takip edilebiliyorlar. 1998'de Malezya'nın başlattığı uygulamadan sonra 2006'da Amerika ve İngiltere de RFID yongalı pasaportlar üretmeye başladı. Böylelikle vatandaşlarının ülkeye yaptığı giriş ve çıkışları takip edebilecekler.
Daha da ilginç bir uygulama ise insan vucuduna bu yongaların yerleştirilmesi. 2004 yılında Meksika Adalet Bakanlığı'nda çalışan 18 kişinin vucutlarına güvenli odaya girişlerini kontrol etmek amacıyla yonga yerlestirmesi epey ses getirmişti.
Bu teknoloji ileride hükümetlerin veya büyük sirketlerin insanların hareketlerini izlemelerini sağlayabileceği gerekçesiyle bazı gruplardan büyük tepki topluyor. Karşıtlarının "casus yonga" adını taktıgı bu yongalar kullanılarak takip edilmeniz için vucudunuza bu yonganın yerleştirilmiş olması gerekmiyor. Satın aldığınız bir kıyafetin içine yerlestirilmiş bir RFID yongası sayesinde sizin haberiniz olmadan takip edilebilirsiniz. Bunun için sadece kimin hangi kıyafeti satın aldığının kaydedilmesi gerekiyor, bu da kredi kartları sayesinde oldukça kolay.
RFID teknolojisinin şirketlerin işini kolaylaştıracağı muhakkak, fakat bunun bizim de hayatımızı kolaylaştırmasını dileyelim. Anlaşılan bu teknoloji cok tartışılacak, bilim kurgu yazarlarına da epey malzeme çıkacak.

Etiketler:

p>

Yazar: <$mehmetraquo; Yorumlar:

<$


Son zamanların popüler konusu HD-DVD ve Blue-ray teknolojilerini duymayan kalmadı herhalde. Duymayanlar için söyleyelim: HD-DVD Toshiba’nın Blu-ray ise Sony-Panasonic konsorsiyumunun geliştirdiği daha yüksek depolama kapasitesi sağlayan diskler. Bildiğimiz DVD’ler tek yüzünde 5 GB veri depolayabilirken, HD-DVD’ler 15, Blu-ray diskler 25 GB veri depolayabiliyor.
Bu iki format arasında yıllar önce VHS ve Betamax arasında yaşanana benzer bir format savaşı var. (O savaşı VHS kazanmış, Sony’nin Betamax teknolojisi kaybetmişti). İki taraf da kendi geliştirdikleri teknolojinin en yaygın kullanılan teknoloji olması için dolayısıyla da patentlerden daha cok para kazanabilmek için uğraşıyor.
Aslında bu konuda belirleyici olan hangi formatın teknolojik olarak daha iyi olduğundan ziyade şirketlerin bu formatları kullanacak diğer şirketleri ikna etmesi. Mesela film yapımcılarının bir formatta karar kılmasi kullanıcıların mecburen bu formatı çalabilen araçlar almalarına sebep olacak. Bazı film stüdyoları HD-DVD için desteklerini belirtmiş olsalar da şu ana kadar yeni çıkan bütün filmler iki format icin de piyasaya sürüldü. (Görevimiz Tehlike 3 yeni nesil teknolojiler arasında 10,000 adet ile satış rekoru kırmış. )
Bu arada, hem Blu-ray hem de HD-DVD formatını çalabilme yeteneğine sahip bir video oynatıcı çip geliştirildi. Henüz iki formatı da okuyabilen araçlar olmasa da eğer böyle cihazlar geliştirilebilirse bu savaş sona erebilir. Fakat bunun için iki tarafın da ikna olması gerekiyor.
Daha da ilginç bir haber ise Warner Bros stüdyolarından geçen günlerde geldi. Bu arkadaşlar bir yüzü HD-DVD diger yüzü Blu-ray olarak kullanılabilen diskin patentini almak için başvurmuslar. Böylece aynı disk iki farklı oynatıcıda da çalınabilecek. Bu da işlerin rengini değiştirebilir.
Şirketler açısından durum böyle fakat kullanıcılar açısından olaya bakarsak sanırım zararlı çıkacağız. Bilgisayarlarımızda yüksek kapasiteli diskler kullanabilmek güzel. Fakat filmlerin görüntü kalitesi artsa da bunun insan gözü tarafından DVD’den ayırt edilemeyeceği ve bu teknolojilerin sadece eski oynatıcılarımızı atıp yenilerini almamıza sebep olacağı söyleniyor.

Etiketler:

p>

Yazar: <$mehmetraquo; Yorumlar: