<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/plusone.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\x3d9123432221727993451\x26blogName\x3dBilgi+Seli\x26publishMode\x3dPUBLISH_MODE_BLOGSPOT\x26navbarType\x3dBLUE\x26layoutType\x3dCLASSIC\x26searchRoot\x3dhttp://bilgiseli.blogspot.com/search\x26blogLocale\x3dtr_TR\x26v\x3d2\x26homepageUrl\x3dhttp://bilgiseli.blogspot.com/\x26vt\x3d7293253217523931086', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

<$


Bugun size Amerikan Gizli Servisi'nin bir detektiflik yonteminden bahsedecegim. Hem de oyle e-postalarla dolasan komplo teorileri gibi degil, en sahicisinden. Kaynaklarim da cok guvenilir. MSN'in bilgisayarinizdaki dosyalari CIA'e gonderdigine inaniyor musunuz? Inanmayin. Ama renkli lazer yazicinizin sizin takip edilmenize yol acabilecegine inanabilirsiniz.
Efendim meselenin ozu su: Amerikan hukumeti renkli lazer yazici ureten firmalardan kucuk bir ricada bulunmus. Bu ricaya uyan firmalarin renkli yazicilari bastiklari dokumanlarin uzerine gozle gorulemeyen sari renkli kucuk noktalar basiyorlarmis. Bu noktalar gizli bir kodlama yontemiyle dokumanin basildigi tarih, saat ve yazicinin seri numarasini iceriyormus. Eger renkli lazer yazicinizdan cikardiginiz kagidi mavi isiga tutup bir buyutec yardimiyla incelerseniz bunlari siz de gorebilirsiniz. Basilan noktalar cok kucuk ve sari renkli oldugu icin bunu ciplak gozle gormek mumkun degil. Fakat uygun ekipman ve yazilimla bunlari okuyup analiz etmek mumkun.
Gizli servis bu uygulamanin evrak sahteciligi veya kalpazanlik gibi suclarin faillerini bulmaya yaradigini soyluyor. Tipik bir senaryo soyle isliyor: Ele gecirilen sahte para veya bilet uzmanlar tarafindan inceleniyor. Gizli noktalar yardimiyla yazicinin seri numarasi elde ediliyor. Buyuk ihtimalle yaziciyi satan firmada hangi seri numarali yaziciyi kimin aldiginin bilgisi oldugu icin sahtecilik yapilan yaziciyi kimin aldigi tespit ediliyor, boylelikle sahtecilik yapanlarin izi surulebiliyor. Hollanda'da bu yontem kullanilarak sahte tren bileti basanlar yakalanmis. Fakat tahmin edebileceginiz gibi bu ozelligin pek de masum olmayan baska pek cok kullanimi olabilir. Mesela Amerikan Sivil Ozgurlukleri Birligi 2001'den bu yana FBI'in 1100 dokumani bu yontemle takip ettigi ve bu dokumanlar icinde GreenPeace gibi zararsiz orgutlerin dokumanlarinin da bulundugunu acikladi.
Bu teknolojiyi kesfeden "Electronic Frontier Foundation" bu konuda ciddi bir arastirma surduruyor. Bu sayfada hangi model yazicilarin bu noktalari bastigini, bu noktalarin icerdigi bilgilerin nasil okunabilecegine iliskin bilgiler var.
Dogrusunu isterseniz birisi bana renkli yazicilarin her sayfaya gizli kodlar bastigini soylese katila katila gulerdim ama kanitlar cok acik. Haberi okuyunca kendimi James Bond filminde gibi hissettim.

Etiketler:

p>

Yazar: <$mehmetraquo; Yorumlar:

<$


Bir kağıt fabrikasının açılışında konuşmacı şöyle haykırıyordu: “Yeni bir Selpak farikasının açmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” O da dahil kimse büyük hatanın farkında değildi. Çünkü herkesin bilinçaltında kâğıt mendil ile “Selpak” eşittir işaretinin sağında ve solunda yer almaktaydı.

Eskiden “üretirim, satarım” mantığı vardı. Herkes ürettiğini de satardı. Bu büyük olasılıkla talebin arzdan çok daha büyük olmasındandı. İnsanların alım güçleriyle de bağlantılıydı tabiki. Odaları kaplayan ilk bilgisayarlar oldukça pahalıydı mesela. Ancak ortada bilgisayar üreten de çok şirket yoktu. Bir IBM vardı.

Bir tek alım gücüne veya arzın talepten az olmasına bağlamak da yanlış olur bu durumu. Tabiki üretici sayısının az olması, rekabetin aşağı seviyelerde olması da bu durumda bir etken. Oysa günümüzde her alanda bilgiye erişimin kolaylaşması ve bilginin her geçen gün hızla artması, hem her alandaki “yapılabilirliği” arttırmakta, hem de aynı oranda pazarlardaki rekabeti körüklemekte. Peki aynı pazarda birçok ürün varken bazılarının aklımızda bu denli yer etmesi, hatta markanın ürünle eş değerde tutuacak kadar yerleşmesi nedendir?

Koç Holding’in mobilya pazarındaki şirketi Arstil‘in kurucularından Ahmet Öz, katıldığım bir konuşmasında şöyle diyordu. “Pazarda ya ilk olacaksınız, ya da ilk olabileceğiniz bir pazar oluşturacaksınız, ya da bunları yapamıyorsanız en iyi olacaksınız.”
IBM bildiğiniz gibi ilk kişisel bilgisayarı üreten şirket. Sektörde uzun yıllar liderliğini sürdürmüş, hepimizin evine bilgisayarı sokan şirket. IBM, uzun süre sürdürdüğü sektör liderliğini 2000li yılların başında HP’ye kaptırmaya başlamasıyla birlikte “karlılığını kaybettiğini” düşündüğü için sektörden ayrıldığını açıkladı. Daha sonra 10 milyar dolara bütün PC ayağını Lenova adlı Çin şirketene satıp artık kurumsal sektöre odaklanacağını duyurdu. IBM oluşturduğu pazardan bu şekilde ayrılan ilk şirketti.

Demek ki ilk olmak her zaman başarıyı getirmemekte. Yepyeni bir pazar oluşturmak da yetmemekte. Öyleyse Ahmet Öz’ün belirttiği “ilk olmak” kuralını gerçekleştiremediysek “en iyi” olmalıyız. Peki bu nasıl olacak? En iyi olmak yeterli olacak mı?

Şimdi IBM ile başladığımız marka örneklerini önce biraz arttıralım. Sonra da sorduğumuz soruların cevaplarını arayalım.

Selpak sektöründe marka ismini ürünün ismiyle müşterinin bilincinde eş değerde tutabilmiş bir marka. Kağıt mendil sektöründe Türkiye’deki ilk marka. Hepimiz büfeden, marketten kağıt mendil isterken çoğu zaman “selpak alabilir miyim?” diye istiyoruz. Evet, Selpak aklımızda iyice yer etmiş, sektöründe en iyi marka. Peki en iyi ürün Selpak mı? Bunu belirlemek oldukça zor. Kalitesi ve ürünün niteliği konusunda çok fazla sorunumuz yok. Müşteri memnuniyeti en üst düzeylerde. Ancak, aynı kalitede ve düzeyde başka ürünler de bulabilmek mümkün. Peki “en iyi olmak” ve “ilk olmak” yetmiyorsa nedir Selpak markasının başarısının ardındaki sebep? Ürün ismiyle markanın ismini müşterinin zihninde eş değerde tutturabilmek, hatta ürünün isminin yerine markanın ismini kullandırabilmek mi?

Etiketler:

p>

Yazar: <$kudretraquo; Yorumlar:

<$


Efendim neden Turkiye'den YouTube benzeri yeni teknoloji eseri cok para kazanan bir sirket cikmiyor? Bunu kime sorsaniz farkli cevap alirsiniz. Kimisi Turkiye'nin internet altyapisinin kotu oldugu icin diyecektir, kimisi yaraticilik ve girisimcilik eksikliginden bahsedecektir. Kahvehaneye gidip sorsaniz bizim milletimiz calismayi sevmiyor da o yuzden cikmiyor gibi bir cevap bile alabilirsiniz. Neden cikmadigini isterseniz YouTube'in kurulus hikayesini kullanarak kendimce aciklamaya calisayim.

YouTube, PayPal'in uc eski calisani tarafindan kurulmus, bunlardan ikisi bilgisayar muhendisi, biri de tasarimciymis. Kendileri kucuk bir sermayeyle ise baslayip Mayis 2005'te sitenin ilk gosterimini yapmislar. Tamam buraya kadar gayet yaratici bir fikir ve cok emek var. Ama bana sorarsaniz asil hikaye bundan sonra basliyor: Kasim 2005'te risk sermayesi sirketi Sequoia Capital YouTube'e 3.5 milyon dolarlik yatirim yapmis. Daha sonra ilk tepkilerin olumlu olmasi uzerine Nisan 2006 da bir 8 milyon dolar daha yatirmis. Sonra sirket o kadar hizli buyumus ki internetin 10. en populer sitesi bile olmus ve Ekim 2006'da Google tarafindan 1.6 milyar dolara satin alinmis.

Bence bu hikayedeki kritik nokta ve YouTube'in basarili olmasinin sebebi risk sermayesi sirketlerinin Amerika'da cok yaygin olmasi. Risk sermayesi sirketi, cok iyi bir fikri olan insanlarin kurmak istedigi sirketlere sermaye yardimi yapip ortak olan daha sonra bu sirketler buyudugunde gerceklesen satistan yatirdigi paranin katlarini kazanan sirketler.

Risk sermayesi sirketlerinin bir ulkede cokca var olmasinin temel sebebi de o ulkenin buyuk bir sermaye birikimine sahip olmasiyla alakali. Eger bir ulkede montaj veya insaat isi yapmak yuksek teknoloji isi yapmaktan daha cok para kazandiracak bir is ise o ulkede ne yapsaniz yuksek teknolojiye dayali yaraticiligi arttiramazsiniz. Zamanla bizim de ekonomimiz buyudugunde bu gibi sirketlerin artmaya baslacagini dusunuyorum. Yoksa bana sorarsaniz gayet yaratici bir milletiz.

Etiketler:

p>

Yazar: <$mehmetraquo; Yorumlar: